İki Alemin Kapısı

Bu yeryüzü, öyle bir topraktır ki, dikkatle bakılsa, yerlere kilim gibi serilen toprak, hep geçmişlerin alınlarıdır. Zerrelerini birbirinden ayırmak gerekseydi, şu halkın dilleri üzerine yollar olurdu. Bizim bastığımız toprak değildir, geçmişlerin yüzleri, yanakları, dudaklarıdır.

Kenan Rifai, Seyyid Ahmed er-Rifai, İstanbul 2015, s. 120 i.

Cenâb-ı Hak ‚Kim ki Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa ona şeytanı musallat ederiz‘ (Zuhruf, 43/36) âyet-i kerimesiyle Allah’ın adını anmaktan gafil olanlara şeytanın arkadaş edileceğini beyan buyuruyor.

Kenan Rifai, Seyyid Ahmed er-Rifai, İstanbul 2015, s. 112 i.

Nîmeti inkâr etmek, onun yok olmasına sebep olur; karşılıklığı budur, Nimetin şükrü, nîmetin değerini îtiraf etmektir. Hz. Cüneyd (r.a.) buyururlar ki: “Şükür, Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla kazanılan gücün, günahlara sarfedilmeyip, nîmeti veren Hz. Allah’a karşı edebin merkezinde durmaktır, Şükür, Hak’tan korkmaktır, Allah korkusu da isyanda bulunmamak ve Allah’ı anmayı unutmamak ve nîmetin şükrünü yerine getirmek olup, nankör olmamaktır. Nîmet veren Allah’ın öfkesine yol açan şeylerden sakınmak da şükürdür. Nîmeti görüp onunla meşgul olmayıp, nîmeti veren Allah’ı görmek de şükürdür.“

Kenan Rifai, Seyyid Ahmed er-Rifai, İstanbul 2015, s. 113 i.

Ârifin vecdi imandır, durması iz’andır. Samimi kulluk, kulun Cenâb-ı Mevla’sına teslîmiyette bulunmasıdır; çünkü insan, kendi nefsine yardım etmeye kalkışır ise yorulur. Cenâb-ı Hakk’a işleri havâle ederse akrabâsı ve yakınları olmaksızın yardım görür ve başarıya ulaşır.

Kenan Rifai, Seyyid Ahmed er-Rifai, İstanbul 2015, s. 114 i.